Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Senoz Esnaf  
Senoz Deresi
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Animasyonlar | Anketler | Sitene Ekle | Mesaj Gönder | Sohbet | MircScriptİndir

HABER ARA


Gelişmiş Ara

EN ÇOK OKUNANLAR

“Monos’un seçimi!”

Okunma  Yazar : AbdurrahmanAkın
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1486
Tarih  Tarih : 12 Nisan 2017, 00:42

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Benim, geçmişte yaşamış olduğumuz köy ve yaylalara dair hatıralarımıza sürekli atıfta bulunmamın tek nedeni var dostlarım; “geçmişi olmayanın geleceği de olamaz!” düsturuna riayet etmemiz gerektiğine gönülden inanmış olmamdır!

Beni göz ucuyla da olsa bu site vasıtasıyla takip eden hemşerilerim hatırlayacaklardır, “göç hazırlıklarına başladınız mı?”  başlıklı yazımı yukarda ki cümlemle bitirmiştim…

Şimdi bir başka göç hatıramın izlerinden giderek hoş bir anı mı sizlerle paylaşmak istiyorum…

Önce “Çağçor Yaylasına” daha sonra da “Pelat Yaylasına” göç etmiştik. Her yıl olduğu gibi o yıl da Pelat Yaylasında kısa bir süre konaklamış ve nihayet tüm yaylacılarımızın en çok sevdiği yayla olan “Şemkehot Yaylasına” göç zamanı gelmişti…

Rahmetli Ayşe Halam bizim her zaman ki yaylacımızdı. Onunla birlikte, amcaoğullarım Ali, Mustafa, Osman ve ben çoban olarak o sene hep birlikte yayladaydık. Nihayet göç günü gelmiş Ali ve Mustafa bizim monosla (katırımızın ismi) yüklerimizi birkaç sefer ederek Pelat’dan Şemkehot’a diğer katırcı arkadaşlarıyla birlikte taşımışlardı…

Bizim monosla ilgili bir hatıramı yazmaya başlayınca, o yıllarda ki delikanlı katırcılarımızdan bir kaçını hatırlatmak isterim… Umerin Şener ve Bilal, Aptooğlı Rasım, Cermoğoli Hamit, Hüsenahın Selahattın ve rahmetli Yalçın, Kahraman Yakup, Eyızoğlu Ali, Ecemun Şaban, Bayramun Temel … Tabii yıllar geçti hafızamda kalan isimleri yazdım buraya. Şunu söylemeliyim; o gün ki dostluklar gerçekten çok güçlü ve güzeldi…

En son sığırlarla birlikte kararlaştırılan göç günü gelmiş çatmış, köylerden göç için yardıma gelenlerle birlikte büyük bir karnavala dönüşen “Şemkehot’a göç” başlamıştı…

Şunu da söylemeliyim; ineklerimiz duygusal olarak o kadar hazır olurlardı ki göçe, daha şafak sökmeden ahırdan çıkan her ineğin havayı derin derin solumaları göçün başladığının habercisiydi adeta. Onlar çok iyi biliyordu taze ota gittiklerini. Asıl onların bayramı başlıyordu Şemkehot göçüyle birlikte…

Hele Şemkehot Yaylasına yaklaşıldığının habercisi olan “Heyiligin sırtına” gelindiğin de hayvanların adımlarının sıklaştığını hatta koşar adım yürümeye başladıklarına şahit olurduk!

Ve bizler; Heyiligden Şemkehot Yaylasını görmüş pakların (evlerin) örtüldüğünü ve her evden yavaş yavaş dumanların tüttüğünü izleyerek bir an önce iki derenin arasına, oradan Salağpurun Puarına ve nihayet Hoveniçe ulaşmanın mutluluğunu yaşardık…

Göçün ilk günü tamamen pagların onarı mı ile geçerdi. Özellikle sağlam sırıklarla üzerine konan “parosların” (örtü) su geçirmemesi için iyice bakımı yapılır ve paglardan dışarıya sarkan kısımların sıkı sıkı taşlarla sağlamlaştırılması gerekirdi. Ve tabii sıralamada hemen ikinci gelen işimiz Şemkehotu çevreleyen dağlardan bir tanesine çıkıp yatak olarak hazırlanacak olan “poşğe” leri toplamaktı…

Buraya kadar anlattıklarım asıl mevzuma geçmem için bir ön hazırlıktı. Şimdi asıl hikâyeme başlayabilirim…

Her yıl olduğu gibi o yıl ki göçe gelen katırlarda köylerde işler olduğu için hemen geri götürülecekti. Onun için göçten hemen sonra bir iki yol daha Pelat Yaylasına gidilerek odun getirilirdi…

İşte bizim maceramız o andan itibaren başlamıştı. O sabah müthiş bir duman, çiseyle birlikte yaylanın üzerine adeta çökmüştü. Pelata gitmek için katırların bu sisin içinde bulunması gerekiyordu. Birkaç arkadaş katırlarını bulmuş erkenden yola koyulmuştu. Ama biz hala monosu bulamamıştık. Aramaya devam ediyorduk, bir yandan da zamanın geçtiğinin farkındaydık. En son biz de “Nişanlının” hemen üzerinde “Baldaş Dağına” çıkan yolda bizim Monosu bulmuştuk…

Bizim Monosun dilinden Ali ve Mustafa iyi anlarlardı. O gün rahmetli Ayşe Halam; diğer katırcılar gideli bayağı oldu, bu duman da Ali yalnız gitmesin, sen yâda Osman’dan biriniz ona eşlik edin beraber gidin gelin dedi. Ali beraber gidelim deyince yola koyulduk…

Öyle de yaptık. İki derenin arası, sazlık ve nihayet “korucu pagına” ulaşmıştık. Ali dedi ki; bu böyle olmayacak amcaoğlu. İkimiz birlikte monosa binersek daha çabuk yol alır, diğer katırcı arkadaşları da yakalayabiliriz. Çünkü katırın yularından birimiz tutmuş diğerimiz arkadan geliyorduk, bu hızla ne öndekileri yakalayabilirdik ne de akşam karanlığına düşmeden Pelattan geri dönebilirdik.

Amcaoğlu, monosun semerinin kolanlarını biraz sıktı ve sonra yüksek bir taşın önüne çekerek hadi binelim dedi. Önce Ali sonrada ben monosun üzerine atladık. Yola koyulduk derken bizim Monos birden yolun alt tarafına doğru dikine dönerek ikimizi de üzerinden attı! Şaşırdık tabii. Bir şeyden mi korktu diye sağımıza solumuza baktık “cep” olmuş göz gözü görmeyen dumanın içinden…

Sonra ikinci defa niyetlendik katırın üzerine binmeye. İki, üç, dört… her denememizde Monos aynı hareketi yapıyor bizi sırtından aşağıya atıyordu. Canımız sıkılmıştı. Önden gidenleri yakalamayı bırak biz yolda kalmıştık. Ne yapabiliriz diye kara kara düşünmeye başladık. Geri dönemezdik. Çünkü bir sonra ki gün monos köye geri dönecekti…

Ali dedi ki; sen tek başına geri dönebilirsen ben de monosu biner hızlı hızlı koşturarak ön grubu yakalarım. Benim oradan yaylaya geri dönmeye gözüm kesmedi. En iyisi dedim yavaş yavaş da olsa Pela’da gitmemiz. Bir şekilde gideriz eğer önden giden arkadaşlar geriye dönüş yolunda bize rastlarsalar beklemelerini söyleriz ve onlarla döneriz. Bu düşüncelerle heyilige doğru yol almaya başladık. Birkaç serkeni geçmiştik ki, çok erkenden Pelata yük için giden bir katırcı arkadaş burnumuzun dibinde bitti. Çok sevinmiştik, en azından Ali tek başına monosu koşturarak öndekileri yakalama imkânına sahip olacak bende geri dönebilecektim…

Bizim monos seçimini yapmış ikimizi birden sırtında taşımamıştı! Ben yaylaya geri döndüm. Akşam amcaoğlu Ali’nin gelmesini dört gözle bekledik. Sabah ki sis dağılmış, güneş açmıştı yaylada.  Nihayet akşama doğru Pelat’dan dönen katırcılar önce “Boronduğun taşında” sonra da Heyiligde görünmüşlerdi.

Katırlar “Hoveniçte” birbirlerinden ayrılarak herkes kendi pagına doğru yönelmişti. Ali de zafer kazanmış kahraman edasıyla monosu kuyruğundan tutarak pagın önüne getirdi. Amcaoğlu, bir yandan monosun boynunu okşayarak bize dönüp; bugün beni adeta uçurdu monos. “Veriler Yaylasına” oradan da “yeni yola” geldiğim de önümde ki kafilenin seslerini duymaya başladım, gürleyerek monosu şaha kaldırdım, “Tükeriposta” onları yakaladım dedi gülerek. Tabii en başta rahmetli Ayşe halam olmak üzere hepimiz çok mutlu olmuştuk…

Sevgili dostlar; sizlerle bölük pörçükte olsa yazıp paylaştığım her yazımın arka planında bire bir yaşadığım anılarım var!

İnsanın doğup büyüdüğü topraklara tutkuyla bağlı olması için benim gibi geçmişinde yaşanmışlıklar olması lazımdır; benim inancım şudur ki; bir daha yaşanması imkânsız bu hatıralarımın tutmuş olduğum kayıtları bugün olmazsa da yarın ki kuşaklar için çok şey ifade edecektir!

Görüşmek üzere, Allah’a emanet olun…

 

 

 

 

 

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

Umut yarını değiştirme çabasıdır!07 Temmuz 2019
RadyoSenoz
 
İSTEK GÖNDER

FOTOĞRAF GALERİLERİ

Yayınlanan yazıları kaynak göstererek yayınlamak serbesttir. © Copyright 2004-2009
Yazar Girisi | Altyap: MyDesign Haber